Tavşan Besleyene Kılavuz

Ağustos 17, 2008 at 2:05 pm (Felsefe) (, )

1.
Tavşan besleyen,
havuç da yetiştirmelidir.

2.
Tavşan besleyen,
evinde attığı her adıma da
dikkat etmelidir ——
tavşan, kendisine havuç verenin
ayaklarını tanır; zıplaya zıplaya,
geliverir…

3.
Tavşan besleyen,
evdeki bitkilerini de emniyete almalıdır —
hatta, kağıtlarını ve kitaplarını ve espadrillerini
ve halılarının püsküllerini ve yırtık blue-jean’lerinin
açıkta kalmış ipliklerini bile —— tavşan,
kemirebileceği herşeyi kemirir.

4.
Tavşan besleyen,
pazardan, maydanozu beşli demetlerle;
pancarları ve turpları, sapları;
kıvırcık ve marulları da, dış yaprakları
kesilip atılmadan almalıdır.

5.
Tavşan besleyen,
meyve ve sebzeleri —örneğin armutları
ve patatesleri— soyar ve ayıklarken,
olağan durumlarda olduğundan daha müsrif davranmayı da
öğrenmelidir —— tavşan besleyen için kendi yiyemeyeceği
ya da yemediği bitki kabukları, sapları, kökleri,
‘çöp’ değildir, artık…

6.
Tavşan besleyen,
evinin içindeki bütün geliş-gidişlerini,
gerçi hiçbir yargıda bulunmadan, izleyen;
ama, sürekli üzerinde tuttuğu gözüyle
çok temel bir talepte bulunan, bir canlı ile birlikte yaşamayı
—— onun varlık talebini
hesaba katmayı da, öğrenmelidir.

7.
Tavşan besleyen,
arada bir, iç çamaşırlarına dek
—pekâlâ : kokusuzca; ama, sıcak sıcak
ve yapış yapış…— ıslatılmayı da göze almalıdır ——
ya da, gecenin bir vakti, yatağında, koynunda,
kıpır kıpır bir canlı bulmayı…

8.
Tavşan besleyen,
ortalık fazlaca uzun bir süre hareketsiz kaldığında,
hemen şüphelenmelidir :
ya halıların püskülleri, ya balkondaki bitkiler,
ya da kurumaları için kitap yığınlarının üstüne,
gazete kağıtlarına serdiği kereviz yaprakları,
tehlikededir. Yazının devamını oku »

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Oruç Aruoba: Öldür(ül)me ‘terminoloji’si

Ağustos 14, 2008 at 7:12 pm (Güncel Mevzular) ()

Biz öldürünce, ‘etkisiz hâle getirmiş’; öldürülünce de ‘şehit olmuş’ oluyoruz.

Devlet ikiyüzlüdür, en temelde; toplum da zaten yalanlar üzerine kuruludur, kendi kendine ürettiği uydurma söylemler aracılığıyla işler. Ama biz bütün bu işi biraz fazla ileri götürmüyor muyuz acaba?
Kendimizi aldatacak kadar ileri?…

* * *

Eskiden devletler biraz daha mı dürüstlerdi acaba? Örneğin bugün ‘Savunma Bakanlığı’ adını kullanan makam, kendisine ‘Savaş Bakanlığı’ (bizde ‘Harbiye Nezareti’) derdi. Bugün ‘Silahlı Kuvvetler’ (‘Armed Forces’ın çevirisidir) adını kullanan kurumun adı ‘Ordu’ydu. Bu ‘Ordu’ da, bir yerlere gidince, savaş etmek için giderdi, ‘işgal eder’, ‘muharebe eder’; ‘hücum eder’ ve ‘zayiat verdirir’, ‘telefat verir’di. Bugünlerdeyse, ‘harekât düzenleni’yor, ‘tesisler tahrip edili’yor, ’sıcak temas sağlanı’yor ve ‘teröristler etkisiz hâle getirili’yor.

Bütün bu ‘terminoloji’, ‘insanlar öldürülüyor’ dememek için. İnsanların öldürüldüğünü hepimiz biliyoruz; ama ‘dilimiz varmıyor’ herhalde, bunu açıkça dile getirmeğe. Üstelik ‘şehitler ölmez’ diye de bağırıyoruz, oysa pekâlâ biliyoruz ki, ‘şehit’ olmak ‘ölmüş olma’yı gerektirir. Yazının devamını oku »

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın