Düşünmek Son Üç Ayda Daha Çok Suç Oldu!
Nisan-Mayıs-Haziran BİA Medya Gözlem Raporu’na göre, geçen yıla oranla düşüncelerinden ötürü yargılananlar yüzde 60 arttı. 88 davada 79′u gazeteci 194 kişi yargılanıyor. 46’sı 301′den, 35’si “hakaret”ten, 14′ü TMY 6 ve 7′den, 11′i 216′dan, 11′i 288′den sanık.
BİA Haber Merkezi – İstanbul
18 Temmuz 2008, Cuma
Türkiye’de son üç ayda ifade özgürlüğü alanında ihlal ve baskılar arttı. Karikatürden, edebiyata, gazetecilikten, hitabete bütün ifade alanları ihlal ve baskılardan paylarına düşeni aldı. Türkiye’nin ifade özgürlüğü karnesindeki tek teselli notu AİHM başvurularının azalması sonucunda tazminat ödemelerinde yaşanan düşüşler. Yazının devamını oku »
6-7 Eylül’de ne olmuştu?
6-7 Eylül 1955′de Atatürk’ün Yunanistan’ın Selanik kentinde doğduğu evin bombalanması gerekçe gösterilerek başlatılan, iki gün süren İstanbul ve İzmir’deki ırkçı ve gerici gösteriler azınlıklara yönelik bir tahrip ve yağma hareketine dönüşmüştü.
İki gün süren olaylarda İstanbul’da 16 Rum öldü, onlarcası yaralandı, 73 Rum kilisesi, 1 havra, 8 ayazma, 2 manastır, 3 bin 584′ü Rumlara ait olmak üzere 5 bin 538 gayrimenkul yakılıp yıkıldı. Kimi saptamalara göre 50 kimisine göre 200 gayrimüslim kadına tecavüz edildi. Yazının devamını oku »
6-7 Eylül’ün Acısını Hiç Unutmadık
“Dünya Hepimize Yeter” panelinde konuşan Çerkezyan “Acı büyük ve herkesin”, Vasiliadis “Halktan özür dilenmeli”, Keskin “TSK eleştirilmeden yaşananları açıklığıyla tartışamayız” dedi. Margosyan “baskılara rağmen burada kalmayı tercih ettiklerini” söyledi.
BİA Haber Merkezi – İstanbul
06 Eylül 2008, Cumartesi
Bawer ÇAKIR
Sosyalist Demokrasi Partisi’nin (SDP) “Ya Gerçek Demokrasi Ya Hiç” başlıklı kampanyası çerçevesinde Adalı Kültür Merkezinin düzenlediği “Dünya Hepimize Yeter” başlıklı panelde 6-7 Eylül’ün tarihsel ve politik açılımlarının yanı sıra azınlıklar ve demokrasi sorunları tartışıldı. Yazının devamını oku »
İsrail ‘kokarca’yla vuruyor
İsrail polisi Batı Şeria’da gösteri yapanların üzerine yeni silahı ‘Kokarca’ maddesini attı. Çok kötü kokan madde cilt tarafından emiliyor ve bulantı ve kusmaya neden oluyor. Göstericiler, üzerlerinden çıkmayan kokuyu işgalin kokusu olarak tanımlıyor
KUDÜS – İsrail polisi, göstericilere karşı kullanmak üzere yeni bir “silahı” devreye soktu: Kokarca kokusu.
Böylece Filistinli göstericilerin bir süre önce askerler tarafından “üzerlerine lağım suyu püskürtüldüğü” şikayetlerinin de aslı ortaya çıktı.
İsrail polis sözcüsü, bu “yeni ve öldürücü olmayan maddeyi” anlatırken, çok kötü bir koku yaydığını vurguladı. Denemelerde de etkinliğini kanıtlayan ve “kokarca” adı verilen yeni madde, yayıldığında elbiseler ve cilt tarafından emiliyor, bulantı ve kusmaya neden oluyor. Polis sözcüsü, “kokarca”nın içindeki doğal bileşenlerin, “birkaç saat sonra herhangi bir iz bırakmadığı” değerlendirmesini de yaptı. 3 yıldan fazla süredir duvar karşıtı gösterilerde yer alan sol eylemci Dr. David Nir, tiksintisini belirterek kokuyu, “çok kötü bir koku; çürümüş bir şey, bir hayvan leşi gibi” diye niteledi. Yazının devamını oku »
Halit Refig:TRT’nin yaptığı yobazlık
06/09/2008
Radikal
İlk Aşk ı Memnu dizisinin yönetmeni Halit Refig diziyi yeniden yayınlarken öpüşme sahnelerine kesen TRT’ye ateş püskürdü
Usta yönetmen Halit Refiğ, önceki akşam Kanal D’de yayınlanan “Aşk-ı Memnu” ile ve 1975′te kendi yönetmenliğinde çekilen ve TRT’nin yeniden ekrana sürdüğü “Aşk-ı Memnu”yu değerlendirdi. Refiğ, “TRT, benim çektiğim dizideki öpüşme sahnelerini keserek yayınladı. Bu yobazlıktır, kültür düşmanlığıdır. Kanal D’deki “Aşk-ı Memnu”yu izleyince, gençlerin özgür çalışması içimi rahatladı” dedi. Yazının devamını oku »
Bukowski ve bir şeyler üzerine..
BARLAR ÜZERİNE:
Barlara pek gitmiyorum artık. Sistemimden çıkardım onları. Şimdi bir bara girdiğimde öğürüyorum, O kadar çok bar gördüm ki, yetti bana -gençken yapılacak iştir bara gitmek, biliyor musun, bir hatun kaldırmaya çalışmak, birileriyle dövüşmek filan, bütün o maço saçmalık – benim yaşımda yapılacak iş değil. Barlara işemek için giriyorum artık. Yıllarımı geçirdim barlarda. Bara girip kusmak için doğru helaya giderdim, oraya varmıştı iş.
ALKOL ÜZERİNE:
Alkol bu dünyaya gelmiş en muhteşem şeylerden biri muhtemelen -beni saymazsak tabii ki. Evet… bu dünyaya gelmiş en muhteşem iki şeyi saptadık. İşte… iyi anlaşırız ben ve alkol. Çoğu insan için yıkıcıdır. Ben onlardan biri değilim. En yaratıcı yazılarımı sarhoşken yazmışımdır. Kadınlarla bile, ben biraz çekingenimdir sevişme konusunda, bu yüzden alkol bana cinsel olarak daha özgür olma olanağı tanımıştır. Alkol özgürlüktür benim için, çünkü ben esas olarak içine kapanık, mahcup biriyim, oysa alkol bana bir kahraman olma, pervasızca işler yapıp uzay ve mekanda uzun adımlarla yürüme fırsatı tanır… bu yüzden seviyorum… evet.
SİGARA İÇMEK ÜZERİNE:
Seviyorum sigara içmeyi. Duman ve alkol birbirlerini dengeliyor. Eskiden deli gibi içtikten sonra uyanırdım ve ellerim nikotinden sapsarı olurdu, eldiven gibi… kahverengi nerdeyse… içimden, ” Hasiktir… ciğerlerim ne haldedir kim bilir? Aman Allahım!” diye geçirirdim.
DÖVÜŞMEK ÜZERİNE:
En iyisi kimsenin döveceğini tahmin etmediği birini dövmektir. Öyle biriyle kapıştım bir keresinde, bana kafa tutup duruyordu. “Tamam lan, gel bakalım,” dedim. Fos çıktı herif -hiç zorlanmadan marizledim. Yerde öylece yatıyordu. Burnu kan içinde filan. Şöyle dedi bana: “Hay Allah, o kadar ağır hareket eden birisin ki seni kolaylıkla pataklarım sanmıştım. Ama dövüş başlayınca ellerini göremedim, o ne hızdı öyle. Ne oldu?” Ben de, “Bilmiyorum, moruk, bu iş böyledir,” dedim. Saklarsın. O an için saklarsın. Yazının devamını oku »
Filozofların Ölümü

Pierre Louis Dumesnil
Descartes İsveç Kraliçesi Christina’ya ders verirken
Filozofların hayatları için bu kadar yeter. Epikurosçulara göre ölüm bizim için hiçbir şeydir – bu görüşe rağmen çalışmanın bütünlüğü açısından aşağıdaki tuhaf felsefi ölüm listesini veriyoruz.
EMPEDOKLES‘in ölümü hakkında iki görüş vardır. Birine göre kırık bir bacak nedeniyle öldü, diğerine göre bir tanrı olduğunu kanıtlamak için Etne yanardağının kraterine atladı. Bunun nasıl bir kanıt oluşturacağı ise kayıtlı değil.
HERAKLİTUS, insanlardan nefret ettiği için dağ başına kaçtı ve burada ot ve sebzeyle beslenmekten vücudu su topladı. Doktorlar bu durumun tedavi edilemez olduğunu söyleyince kendi tedavisini kendisi yapmya kalkışıp bütün vücudunu baştan aşağı gübreyle kapladı ve açık havaya çıktı (belki de kimsenin onu evine alamayacağı için). Tarihçi Diogenes Laertius’a göre, “üzerindeki gübreyi temizleyemedi ve böyle tanınmaz halde köpekler tarafından parçalandı”. Köpekler tanısaydı belki de yapmazlardı. Yazının devamını oku »
Ölerek yaşamın onurunu korumak;Sokrates’in savunması
Siz Atina erkekleri, belki de sözlerimin yeterli olmadığını; sizleri ikna edebileceğim sözlerden imtina edişimin davayı kaybetmeme yol açtığını düşünüyorsunuz. Hiç de öyle değil.
Bir yoksunluktan ötürü yenildim, ama bu sözlerin yetersizliği değil, arsızlığın, küstahlığın ve terbizyesizliğin yetersizliğiydi ve ağlayarak, sızlayarak, yakınarak, şikayet ederek ve başka bir çok şey yaparak,onuruma yakışmadığını inandığım şeyleri söyleyerek başkalarından duymaya alışkın olduğunuz, duymaktan hoşlanacağınız şeyleri dile getirmeye razı olmayışımdan ötürü oluşan eksiklikti.
Ayrıca ne daha önce durumumun vehametine bakıp özgür bir erkeğe yakışamayacak şekilde davranmam gerektiğine inandım, ne de şimdi kendimi böyle savunmuş olmaktan pişmanlık duyuyorum; bu tarz savunmayla ölümüme yol açmayı, öteki tarz savunmayla yaşamaya yeğ tutuyorum. Yazının devamını oku »
Noviembre – Kasım

Senaryo: Chero Mañas, Federico Mañas
Görüntü yönetmeni: Juan Carlos Gómez
Müzik: Eduardo Arbide
Tür: Kara Komedi, Dram
Yapım: İspanya 2003 104 dakika (Renkli)
Dil: İspanyolca
Oyuncular
Óscar Jaenada … Alfredo
Ingrid Rubio … Lucía
Javier Ríos … Juan
Juan Díaz … Daniel
Adriana Domínguez … Alicia
Jordi Padrosa … Imanol
Núria Gago … Helena
Juanma Rodríguez … Pedro
Héctor Alterio … Yuta
Paloma Lorena … Lucía
Angel Facio … Juan
Juan Margallo … Daniel
Amparo Valle … Alicia
Fernando Conde … Imanol
Amparo Baró … Helena
Dünyayı değiştirmeyi denemek için yola çıkan bir gurup gencin bu amaçlarını gerçekleştirmek yolunda seçtikleri silahları olan sanatın – ki sanatın gücü bu yolda onlar için sadece bir basamaktır- günümüzdeki tekdüzeliğine ve kalıplarına sıkıştırılmasına getirilen bir eleştiri sunuyor Noviembre.
Oyunculuk ideallerini gerçekleştirmek için Madrid’e gelen Alfredo, büyük şevk ile başladığı konservatuarı, basmakalıp yöntemlere dayalı eğitimi ve sanat üzerindeki sınırlayıcı yapısı yüzünden yarıda bırakarak arkadaşları ile sokaklardaki özgürlüğü tercih eder. Sıra dışı oyunlarını kalabalık metro ve caddelerde sergileyerek seyirciyle iç içe olmayı ve sınırsız kitlelere ulaşmayı amaçlarlar. Ne var ki mevcut toplum düzeni de yarıda bıraktıkları konservatuar ve tiyatro sahneleri gibi basmakalıp ve kısıtlayıcı yasalarla ve tepkisiz insanlarla kuşatılmıştır. Günümüzde tiyatro ve sanat, leş kokan kurul odaları, sanatçı ise maaşlı çalışan devlet memurudur. Rahata düşkünlük, bürokrasi, ticarete karşı sanat, insanlara yaşadıklarını hissettirebilir, insanın ruhuna erişerek topluma şuur getirir. O, her türlü ırk, din, dil ve cinsiyetten bağımsız bir silahtır.
Ekibin çingene, dilenci, sakat, ama rolleri oynarken kendilerine yardım etmek, sadaka vermek isteyen insanlara tepkilerini tebessümle izlerken sarsıcı bir final ile karşılaşacaksınız:
“Dünyayı değiştirmek istemiştik, başaramadık. Şimdi ise dünyanın beni değiştirme engellemek için direniyorum.”

Herşey Akar, Hiç Bir şey Durmaz
Her şey sürekli bir hareket halindedir, nötrinolardan süper-kümelere kadar. Yerin kendisi, güneşin etrafında yılda bir kez ve kendi etrafında günde bir kez dönmek suretiyle sürekli hareket halindedir. Güneş de kendi etrafında 26 günde bir kez dönmekte ve galaksimizdeki diğer yıldızlarla birlikte 230 milyon yılda galaksiyi dolaşmaktadır. Daha büyük yapıların (galaksi kümelerinin) da bir tür büyük dönme hareketi yapıyor olmaları muhtemeldir. Bu, atomların değişen hızlarla birbiri etrafında dönen molekülleri oluşturduğu atomik seviyeye varıncaya değin, maddenin bir karakteristiği olarak görünmektedir. Atomun içinde de elektronlar* çekirdeğin etrafında çok büyük hızlarla dönmektedirler.
Elektronun iç spin olarak bilinen bir özelliği vardır. Buna göre o adeta kendi ekseni etrafında sabit bir hızla dönmekte ve elektron o haliyle ortadan kaldırılmadıkça durdurulamamakta ya da değiştirilememektedir. Eğer elektronun spini arttırılırsa, özelliklerini öyle keskin biçimde değiştirir ki, tamamen farklı bir parçacık üreterek nitel bir değişime yol açar. Açısal momentum olarak bilinen nicelik –dönen bir sistemin kütle, büyüklük ve hızının bileşik bir ölçüsü– elementer parçacıkların spinlerini ölçmek için kullanılmaktadır. Spinin kuantalaşması ilkesi atomaltı düzeyde temeldir, ama makroskobik dünyada da mevcuttur. Ne var ki, etkisi o kadar sonsuz ölçüde küçüktür ki, kaale alınmaz. Atomaltı parçacıklar dünyası, hiçbir şeyin asla kendisi olarak kalmadığı sürekli bir hareket ve uyarılmışlık durumundadır. Parçacıklar sürekli olarak karşıtlarına dönüşmekte, öyle ki, zamanın verili herhangi bir anında onların özdeşliğini iddia etmek bile imkânsız olmaktadır. Nötronlar protonlara, protonlar da nötronlara duraksamasız bir kimlik değiş-tokuşuyla dönüşmektedirler.* Yazının devamını oku »