Martin Heidegger: Metafizik Nedir ?’den
(Qu’est-ce que la Métaphysique?)
Hiçlik Olarak Varlık
Metafizik, sorguladığı varolanı, varolan olarak ve bütünüyle ele geçirmek için aşan sorudur. Hiçlik üzerine soru sorulduğunda, bu anlamda varolan bütünü içinde ele alındığı sürece aşılır.
Böylece bu soru, metafizik bir soru olarak gerçekleşmektedir. Bu tür soruların iki özelliğini vermiştik. Bir taraftan,
her metafizik soru metafiziğin tamamını kucaklamaktadır. Diğer taraftan her metafizik soruda, soru soran her varoluş sorunun içindedir ve içine alınmıştır. Yazının devamını oku »
Martin Heidegger: İnşa Etmek, Oturmak
Bu düşünme denemesiyle İnşa etmeyi bir Yapı sanatı ve Tekniği olarak göstermeyi değil; aksine İnşa etmeyi varolan her şeyin ona ait olduğu menzile dek götüren izleri takip etmeyi istiyoruz. Şunu soruyoruz:
1. Oturmak nedir?
2. İnşa etmek, ne kadar oturmaya aittir?
I
Öyle görünüyor ki, oturmaya ancak inşa etme aracılığıyla ulaşıyoruz. Oturmak, inşa etmeyi, hedef olarak içeriyor. Yine de bütün yapılar (inşa edilenler), konutlar (oturulanlar) değildir.
Köprüler ve Hangarlar, Stadyumlar ve Enerji santralleri yapılardır, ama konut değildir; Garlar ve Otoyollar, Barajlar ve Büyük Marketler yapılardır, ama konut değildir. Yine de, adı geçen bu yapılar, oturmamızın menzilinde dururlar. Yazının devamını oku »
IVAN ILLICH: Ölüme Karşı Ölüm
Tüm toplumlarda baskın ölüm imgesi yaygın sağlık kavramını belirler. Belirsiz bir tarihte gerçekleşecek belli bir olayın toplumsal yönden koşullanmış beklentisi olarak böylesi bir imge, kurumsal yapılar, köklü mitoslar ve hakim toplumsal karakter tarafından şekillendirilir.
Bir toplumun ölüm imgesi, o toplumun insanlarının bağımsızlık, kişisel bağlılık, özgüven ve canlılık düzeyini gözler önüne serer. Metropolitan tıp uygarlığının nüfuz ettiği her yerde, yeni bir ölüm imgesi ortaya çıkmıştır. Bu imge yeni teknikler ve bu tekniklere karşılık gelen ethos üzerine kurulu olduğu için, uluslarüstü bir karaktere sahiptir. Yazının devamını oku »
Immanuel Kant: Aydınlanma Nedir ?
Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmayış durumu ise, insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır. İşte bu ergin olmayışa insan kendi suçu ile düşmüştür; bunun nedenini de aklın kendisinde değil, fakat aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda aramalıdır
Sapare Aude! Aklını kendin kullanmak cesaretini göster! Sözü şimdi Aydınlanmanın parolası olmaktadır. Doğa, insanları yabancı bir yönlendirilmeye bağlı kalmaktan çoktan kurtarmış olmasına karşın (naturaliter maiorennes) , tembellik ve korkaklık nedeniyledir ki, insanların çoğu bütün yaşamları boyunca kendi rızalarıyla erginleşmemiş olarak kalırlar, ve aynı nedenlerledir ki bu insanların başına gözetici ya da yönetici olarak gelmek başkaları için de çok kolay olmaktadır. Ergin olmama durumu çok rahattır çünkü. Yazının devamını oku »
Halil Cibran: Aforizmalar
Hakikat parçalanamaz.
***
Her tohumda bir tutku gizlidir.
***
Aşk ve şüphe bir arada bulunmaz.
***
Kıskancın suskunluğu çok gürültülüdür.
***
İlham daima mırıldanır, asla açıklamaz.
***
Aşk, aşık ile maşuk arasında bir maskedir.
***
Arzu hayatın yarısıdır. Kayıtsızlıksa ölümün.
***
Bir tür kavuşmadır hatırlayış, unutuş bir özgürlük.
***
Beşeri kanunları yalnızca iki kişi çiğner: deli ve dahi.
***
Şiir çokça sevinç ve ızdırap ve hayrettir, biraz da söz.
***
Gerçekten büyük insan odur ki, ne yönetir ne yönetilir.
***
İnci, kum tanesinin etrafına ızdırabın ördüğü mabeddir.
***
Güzellik bütün bir hayatımız boyu aradığımız yitiğimizdir. Yazının devamını oku »
Friedrich Nietzsche: BÖYLE BUYURDU ZERDÜŞT”den ŞAİRLERE DAİR
Zerdüşt havarilerinden birine şöyle diyordu: “Bedeni daha
iyi tanıyalı beri ruhun bence ehemmiyeti kalmadı. Ve ”ebedi”
denen her şey bir sembolden ibaret.”
Havari cevap verdi: “Evvelce de böyle bir şey söylemiştin.
Fakat şairler çok yalan söylerler diye ilave etmiştin. Bunu
neden demiştin.” Yazının devamını oku »
Friedrich Nietzsche: AFORİZMALARINDAN SEÇMELER
İnançlar hakikat düşmanları olarak, yalanlardan daha tehlikelidir.
*
Hoşlanmadığımız bir düşünceyi öne sürdüğü zaman bir düşünürü daha sert eleştiririz. Oysa, bizi pohpohladığında onu daha sert eleştirmek uygun olacaktır.
*
Sahip olunması zorunlu tek şey var: Ya yaradılıştan ince bir ruhtur bu, ya da bilim ve sanatlar tarafından inceltilmiş bir ruh…
*
Tüm idealistler, hizmet ettikleri davaların her şeyden önce dünyanın tüm öteki davalarından üstün olduğunu düşünürler. Kendi davalarının biraz olsun başarılı olması için, bu davanın tüm öteki insan girişimlerine gerekli olan aynı pis kokulu gübreye açıkca ihtiyacı olduğuna inanmak da istemezler.
*
Bir kez yürünmüş bir yola düşenlerin sayısı çoktur, hedefe ulaşan az ..
*
Küçücük bağışlarla büyük mutluluklar kazanmak büyüklüğün bir ayrıcalığıdır.
*
İnsan, diğer insanlardan hiçbir şey istememeye, onlara hep vermeye alıştığı zaman, elinde olmadan soylu davranır.
*
Acıların bölüşülmesi değil, sevinçlerin bölüşülmesidir dostluğu yaratan …
*
Bir şeyden hoşlanmaktan söz edilir, aslında doğrusu, bu şey aracılığıyla kendinden hoşlanmaktır.
*
Kendinden hiç söz etmemek çok soylu bir ikiyüzlülüktür.
*
Hakikatin temsilcisinin en az olduğu zaman, onu dile getirmenin tehlikeli olduğu zaman değil, can sıkıcı olduğu zamandır.
*
Doğa bize aldırmadığından, doğanın ortasında kendimizi öyle rahat hissederiz ki …
*
Uygarlaşmış dünya ilişkilerinde herkes, hiç değilse bir konuda kendini başkalarından üstün hisseder. Genel iyiyüreklilik buna dayanır. Çünkü, durum elverirse herkes yardım edebilir, o halde bir utanç duymaksızın bir yardımı da kabul edebilir.
*
Yapacak çok şeyi olan insan inançlarını ve genel düşüncelerini hemen hemen hiç değiştirmeksizin korur. Aynı şekilde, bir ülkünün hizmetinde olan her insan ülkünün kendisine artık hiç kulak asmaz; onun buna zamanı yoktur. Demem şu ki, ülküsünün hala tartışılabilir olmasından yana olmak çıkarına aykırıdır.
*
İnsan dilediği kadar bilgisiyle şişinip dursun, dilediği kadar nesnel görünsün, boşuna ! Sonunda her zaman ancak kendi yaşam öyküsünü elde edecektir.
*
İnsanların tarih boyunca farkına vardıkları aşılmaz zorunluluk, bu zorunluluğun ne aşılmaz ne de zorunlu olduğudur.
*
Bugün artık kimse ölümcül hakikatlerden ölmüyor; çok fazla panzehir var.
*
Uygarlık tarafından yokedilme tehlikesiyle karşı karşıya olan bir uygarlık çağını yaşıyoruz.
*
Sevilmiş olma isteği kendini beğenmişliklerin en büyüğüdür.
*
İnsanları şiddetle kendi üzerine çeken, bir oyunu her zaman kendi lehine çevirmiştir.
*
Çok düşünen ve uygulamalı düşünen, kendi maceralarını kolayca unutur, ama başından geçenlerin çağrıştırdığı düşünceleri hiç unutmaz.
*
Biri kendi düşüncesine bağlı kalır; çünkü ona kendi kendine ulaşmış olduğunu sanır. Öteki ise, onu zahmetle öğrendiği ve onu anlamış olmakla övündüğü için bağlıdır düşüncesine. Sonuç olarak, her ikisi de kendini beğenmişlik …
*
İçine doldurulacak çok şey olduğu zaman, günün yüzlerce cebi vardır.
*
Bir düşmanla savaşarak yaşayan kişinin, düşmanını hayatta bırakmakta yararı vardır.
*
Açıklanmamış karanlık bir konu apaçık bir konudan daha önemli sanılır.
*
Sadece karşıtları cansıkıcı olmayı sürdürdükleri için, arada bir, bir davaya bağlı kalırız.
*
Bir insan kendini hep çok büyük işlere adadığında, onun başka bir yeteneğinin olmadığı pek görülmez.
*
Açıkça büyük amaçlar tasarlayan ve daha sonra bu amaçlar için oldukça yetersiz olduğunu gizlice kavrayıveren kimse, çoğu zaman bu amaçlardan vazgeçecek kadar da güçlü de değildir. İşte o zaman ikiyüzlülük kaçınılmazdır.
*
Gür ırmaklar kendileriyle birlikte bir çok çakıl ve çalı çırpıyı da sürükler; güçlü ruhlar da bir çok aptal ve mankafayı.
*
Bir insanın gerçekten ele almış olduğu düşünce özgürlüğü ile, onun tutkuları ve hatta arzuları da gizli gizli kendi üstünlüklerini göstereceklerini sanırlar.
*
Bir insan yoğun ve kılı kırk yararak düşündüğü zaman, sadece yüzü değil gövdesi de çekinceli bir havaya bürünür.
*
Ruh arayanda, hiç ruh yoktur.
*
İnsan yığınlarının davranış biçimlerini önceden kestirmek için, onların güç bir durumdan kendilerini kurtarmak için hiçbir zaman çok önemli bir çaba göstermediklerini kabul etmek gerekir.
*
İnsan kahkahalarla güldüğü zaman, kabalığı ile tüm hayvanları geride bırakır.
*
Eylem ve vicdan genellikle uyuşmazlar. Eylem, ağaçtan ham meyveleri toplamak isterken, vicdan onları gereğinden çok olgunlaşmaya bırakır, ta ki yere dökülüp ezilinceye kadar.
Aşk ve nefret kör değillerdir; ama kendileriyle birlikte taşıdıkları ateş yüzünden kör olmuşlardır.
*
İnsan hatasını bir başkasına itiraf ettiğinde unutur onu; ama çoğu kez öteki kişi bunu unutmaz.
*
Alev, başka şeyleri aydınlattığı kadar aydınlatmaz kendini. Bilge de böyledir.
*
Bir konu hakkında hazırlıksız sorguya çekildiğimizde, aklımıza gelen ilk düşünce çoğu zaman bizim kendi düşüncemiz değildir; ama bizim sınıfımıza, konumumuza ve soyumuza ait olan sıradan bir düşüncedir sadece. Öz düşünceler pek ender olarak su yüzüne çıkarlar.
*
Bizzat kendimizde olan bir değeri övdüğü, okşadığı zaman mucizeyi de, usdışını da kabul ederiz.
Yarı-bilim tam bilimden daha üstündür. O, sorunları olduklarından daha kolay görür ve bununla görüşünü daha anlaşılır, daha inandırıcı kılar.
*
Çok düşünen partici olmaya uygun değildir; o, parti arasında düşüncesini çok çabuk sızdırır.
*
Kötü belleğin iyi tarafı, aynı şeylerden bir çok kez, ilk kez gibi yararlanmaktır.
*
Bir kurbanın yoldaşı o kurbandan daha çok acı çeker.
Friedrich Nietzsche: Yalnız
Haykırışan kargalar
Darmadağın uçuşuyor kente doğru
Nerdeyse yağacak kar
Yeri yurdu olanlara ne mutlu!
Donmuş kalakaldın,
Hanidir gözlerin arkada!
Boşuna kaçışın, ey çılgın,
Kıştan uzaklara! Yazının devamını oku »
Friedrich Nietzsche: İşaret Ateşi
Burada, adanın denizlerin ortasında çıkıverdiği,
bir kurban taşı gibi birdenbire yükseldiği yerde,
burada, kara göklerin altında tutuşturuyor
Zerdüşt koca ateşini,
yollarını kaybetmiş gemicilere işaret ateşi,
bir cevap verebileceklere soru işareti…
Beyaz-gri karınlı bu alev
-arzulaması yalıyor soğuk uzaklıkları,
hep daha arı yüksekliklere uzatıyor boynunu-
sabırsızlıkla dikelmiş bir yılan:
bu işareti takıyorum kendi kendime.
Benim ruhumdur bu alev: Yazının devamını oku »
Friedrich Nietzsche: Ecco Homo / Önsöz
I
Bu yakında insanlığın karşısına, şimdiye dek ona yöneltilmiş en çetin istekle çıkacağımı göz önüne alarak, önce kim olduğumu söylemeyi gerekli buluyorum. Aslında bilinmeliydi bu: “Kimliğimi saklamış” değilim çünkü. Ama ödevimin büyüklüğü ile çağdaşlarımın küçüklüğü arasındaki oransızlık şuradan belli ki, beni işitmediler, görmediler bile. Ben kendime açtığım krediyle yaşıyorum; belki yaşadığım da bir önyargı yalnızca?… Yaşamadığıma kendimi inandırmam için, yazları Ober-Engadin’e gelen “aydınlar”dan bir tekiyle konuşmam yeter. Bu koşullar altında, alışkanlıklarımı, içgüdülerimin gururunu aslında ayaklandıran bir ödev düşüyor bana, şunu söylemek düşüyor: Dinleyin! Ben falancayım. Başkasıyla karıştırmayın beni herşeyden önce! Yazının devamını oku »