hiaxysheytan.com ‘dan devam..

Kasım 29, 2008 at 7:32 am (Edebiyat, Felsefe, Güncel Mevzular, Müzik, Sinema)

HiAxySheytan http://hiaxysheytan.com/ adresinden devam ediyor.

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Nâzım’dan kalanlar

Ekim 6, 2008 at 8:51 pm (Edebiyat)

‘Öteki Defterler’, bir ilk yayım olarak ilgiyle okunuyor. Nâzım’ın yazın alanındaki becerileri okura tekrar anımsatılıyor. Benzersiz bir kitap değil bu. Ama, temaları heyecan yüklü, içli ve o denli de toplumsalcı bir duyarlılığın karşılığı

Nâzım Hikmet, tabii ki, öncelikle bir şair. Ama, bu sanatçının, şiirin dışındaki çeşitli yazın dallarında çok sayıda ürünü olduğu bilinir. Bunların hemen tümü de yayımlanmıştır. Elimize, kısa süre önce öyle bir Nâzım Hikmet kitabı çıktı ki; bu yapıttaki tüm metinler bir ilk olması sebebiyle kaçınılmaz olarak tüm okurlarını heyecanlandırdı. Nâzım’ın İstanbul Tevkifhanesi’nde 1938’de yazdığı defterler Memet Fuat arşivi düzenlenirken, Piraye’ye yazılmış mektupların bulunduğu sandıkta ortaya çıkıyor. Yazının devamını oku »

Kalıcı Bağlantı 1 Yorum

Bukowski ve bir şeyler üzerine..

Ağustos 17, 2008 at 2:23 pm (Edebiyat)

BARLAR ÜZERİNE:
Barlara pek gitmiyorum artık. Sistemimden çıkardım onları. Şimdi bir bara girdiğimde öğürüyorum, O kadar çok bar gördüm ki, yetti bana -gençken yapılacak iştir bara gitmek, biliyor musun, bir hatun kaldırmaya çalışmak, birileriyle dövüşmek filan, bütün o maço saçmalık – benim yaşımda yapılacak iş değil. Barlara işemek için giriyorum artık. Yıllarımı geçirdim barlarda. Bara girip kusmak için doğru helaya giderdim, oraya varmıştı iş.

ALKOL ÜZERİNE:
Alkol bu dünyaya gelmiş en muhteşem şeylerden biri muhtemelen -beni saymazsak tabii ki. Evet… bu dünyaya gelmiş en muhteşem iki şeyi saptadık. İşte… iyi anlaşırız ben ve alkol. Çoğu insan için yıkıcıdır. Ben onlardan biri değilim. En yaratıcı yazılarımı sarhoşken yazmışımdır. Kadınlarla bile, ben biraz çekingenimdir sevişme konusunda, bu yüzden alkol bana cinsel olarak daha özgür olma olanağı tanımıştır. Alkol özgürlüktür benim için, çünkü ben esas olarak içine kapanık, mahcup biriyim, oysa alkol bana bir kahraman olma, pervasızca işler yapıp uzay ve mekanda uzun adımlarla yürüme fırsatı tanır… bu yüzden seviyorum… evet.

SİGARA İÇMEK ÜZERİNE:
Seviyorum sigara içmeyi. Duman ve alkol birbirlerini dengeliyor. Eskiden deli gibi içtikten sonra uyanırdım ve ellerim nikotinden sapsarı olurdu, eldiven gibi… kahverengi nerdeyse… içimden, ” Hasiktir… ciğerlerim ne haldedir kim bilir? Aman Allahım!” diye geçirirdim.

DÖVÜŞMEK ÜZERİNE:
En iyisi kimsenin döveceğini tahmin etmediği birini dövmektir. Öyle biriyle kapıştım bir keresinde, bana kafa tutup duruyordu. “Tamam lan, gel bakalım,” dedim. Fos çıktı herif -hiç zorlanmadan marizledim. Yerde öylece yatıyordu. Burnu kan içinde filan. Şöyle dedi bana: “Hay Allah, o kadar ağır hareket eden birisin ki seni kolaylıkla pataklarım sanmıştım. Ama dövüş başlayınca ellerini göremedim, o ne hızdı öyle. Ne oldu?” Ben de, “Bilmiyorum, moruk, bu iş böyledir,” dedim. Saklarsın. O an için saklarsın. Yazının devamını oku »

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

‘Dövüş Kulübü’nü sevenler, dikkat!

Ağustos 17, 2008 at 1:52 pm (Edebiyat) ()

Kitaplarını okuyan psikopat sanır ama…

Kitaplarını okuyan psikopat sanır ama...

‘Dövüş Kulübü’, ‘Tıkanma’ gibi sert romanların yazarı Chuck Palahniuk, aslında partilerde bir köşeye çekiliveren sıkılgan bir insan olduğunu söylüyor. Yine de edebiyat etkinliklerinde çeşitli çılgınlıklar yapıp odakta kalmayı seviyor


LOCARNO – İsviçre’de bunaltıcı bir Locarno sabahı. Ünlü ‘Dövüş Kulübü’nün ünlü yazarı Chuck Palahniuk bir gün önce yaptığı korkunç uçuşu anlatıyor neşeyle. “Hidrolikler bozuldu. Tam inişe geçiyorduk ki bir anda alarmlar çalmaya başladı. Zürih’e geri uçup oraya iniş yapmak zorunda kaldık. İniş çok zor oldu. Ondan sonrası da zaten tam bir kaostu.”
Amerika’nın en ünlü ve en tartışmalı yazarlarından biri değilken Palahniuk Freightliner’da dizel tamircisiymiş. İsviçre’nin küçük yolcu uçaklarının hidroliklerinden bahsederken neden bahsettiğini bildiği hissini veriyor. Yazının devamını oku »

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Wilhelm Reich: Dinle Küçük Adam

Ağustos 16, 2008 at 3:15 pm (Edebiyat) (, )

Sana kendi içimdeki küçük adamı anlatmakla işe başlayacağım…

Demek ki, büyük adam, ne zaman ve hangi alanda küçük adam olduğunu bilir. Küçük adam, küçük olduğunu bilmez ve bunu bilmekten korkar. Kendi küçüklüğünü ve yetersizliğini, başkalarının gücü ve büyüklüğünün kendisinde uyandırdığı güç ve büyüklük görüntüleriyle örter.

Büyük genaralleriyle övünmektedir, ama kendisiyle övünmez. Kendisinde varolan düşünceye değil, kendi aklına gelmeyen düşünceye hayrandır. En az anladığı şeylere en çok inanır ve kolayca anladığı fikirlerin doğru olduğunu kabul etmez. Yazının devamını oku »

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Voltaire: Eflâtun’un Rüyası

Ağustos 16, 2008 at 3:12 pm (Edebiyat) ()

Eflâtun çok rüya görürdü; o zamandan beri de daha az rüya görmüş değiliz. Eflâtun insan yaradılışının eskiden ikiz olduğunu; işlediği günahların cezası olarak da erkek, dişi diye ikiye ayrıldığını düşünmüş.

Eflâtun matematikte yalnız beş muntazam cisim olduğu için, ancak beş mükemmel dünya olabileceğini ispat etmişti. Onun Devlet’i de büyük rüyalarından biri oldu. Bundan başka uykunun uykusuzluktan, uykusuzluğun da uykudan geldiğini, insanın ayın tutulmasına, bir su havuzundan başka bir yerde bakarsa kör olacağını da rüyasında görmüştü. O zamanlar, rüya görmek, insana büyük bir ün kazandırırdı. Yazının devamını oku »

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Susanna Tamaro: Bir hayal görüyorum

Ağustos 16, 2008 at 3:05 pm (Edebiyat) ()

„ Gecenin bir yarısı uyanıyorum ve yatağımın başucunda oturan bir peri görüyorum. Ondan bir virüs diliyorum: Televizyon virüsünü…“

Aslında hayal görmek mizacıma uygun bir eylem değildir. Çünkü tabiat olarak kötümserim ve daha çok gerçeğe odaklanırım.

Okul yıllarımda kız arkadaşlarım gökkuşağı, efsanevi kahramanlar ve beyaz atlı prensler çizerlerken, ben bir böceğin ayaklarını sayıyor, o çenesinin kudretinden, yaşam için yaratilmis o vahşi donanımlarından dehşete düşüyordum.

Ölümü düşünüyordum mesela, ve birazda başka şeyleri…

Bu yüzden bir şeyi tasavvur ederken töhmet altında kalmaktan kendimi alamıyordum. -hala öyleyimdir-

Bugün bile hayallerimi sıkıcı buluyorum.

Üşüyorsam eğer, kuzeykutbunda mayolu bir şekilde hayal ederim kendimi.

Acıkmışsam eğer terkedilmiş, aşçısı ve garsonu olmayan bir lokantayı tahayyül ederim. Yazının devamını oku »

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Milan Kundera: Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği

Ağustos 16, 2008 at 2:51 pm (Edebiyat) (, )

AĞIRLIK VE HAFİFLİK

Tereza, Tomas’ı beklenmedik bir zamanda Prag’da ziyarete geldiğinde Tomas, Birinci Bölüm’de söylediğim gibi, onunla hemen o gün, daha doğrusu o saat sevişti ama ardından Tereza birdenbire ateşlendi. Tereza yatakta yatar, Tomas onun başucunda ayakta beklerken Tomas birden önüne geçemediği bir duyguya kapıldı; Tereza sazdan sepete konulup, nehir aşağı bırakılarak kendisine yollanmış bir çocuktu.

Terk edilmiş çocuk imgesi giderek Tomas’ın çok sevdiği bir şey oldu ve Tomas sık sık içinde bu imgenin yer aldığı eski efsaneler üzerine düşünmeye başladı. Sofokles’in Oedipus’unun çevirisine el atarken de aklında bu vardı anlaşılan. Yazının devamını oku »

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Michel Foucault: Don Quijote

Ağustos 16, 2008 at 2:50 pm (Edebiyat) ()

Don Quijote”nin maceraları, yolları ve dolambaçlarıyla, sınırı çizmektedir: eski benzerlikler ve işaretler oyunları onda sona ermektedirler; yeni ilişkiler daha şimdiden burada kurulmaktadırlar.

Don Quijote deli bozuk biri olmaktan çok, benzerliğin bütün işaretleri önünde mola veren özenli bir hacıdır. O, Aynı”nın kahramanıdır. Tıpkı dar ve küçük taşrasından olduğu gibi, Benzer”in etrafında yayılan bildik düzlükten de uzaklaşmayı başaramamaktadır. Farklılığın net sınırlarını asla aşamadan, ne de kimliğin kalbine ulaşamadan buraları sonsuza kadar kat etmektedir.

Oysa, kendi de bizzat işaretlerin benzerliğinde yer almaktadır. Bir harf gibi uzun bir çizgi olarak, kitapların esnetmesinden kaçmış bulunmaktadır. Bütün varlığı, dil, metin basılı kağıt, daha önce yazılmış öyküden başka bir şey değildir. Aralarında kesişen kelimelerden meydana getirilmiştir; o, dünyada şeylerin benzerliği arasında başıboş dolaşan yazıdır. Yazının devamını oku »

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Temel Yalnızlığa giriş ; Yapıtın yalnızlığı

Ağustos 16, 2008 at 2:49 pm (Edebiyat) ()

Sanat üstüne bir şeyleri, yalnızlık sözcüğünün ne anlama geldiğini anladığımızda öğrenir gibiyiz. Bu sözcüğü çok fazla kullandık. Yine de, “yalnız olmak”, ne demektir bu? İnsan ne zaman yalnızdır? Bu soruyu sormak bizi yalnızca dokunaklı kanılara götürmemelidir. Dünya düzeyindeki yalnızlık burada üstünde uzun uzun konuşmaya gerek olmayan bir yaradır.

Bundan fazla sanatçının yalnızlığını da amaçlamıyoruz, bu yalnızlık, genel olarak söylendiği gibi, sanatını uygulamak için ona gereklidir.

Rilke, Solms-Laubech kontesine “Haftalardan beri, kısaca iki kez söze katılma dışında, bir tek sözcük etmedim; yalnızlığım sonunda bitiyor ve ben meyvenin içindeki çekirdek gibi işimin içindeyim,” diye yazdığında (3 Ağustos 1907) söz ettiği yalnızlık tam anlamıyla yalnızlık değildir: Bu içe dalıştır. Yazının devamını oku »

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Next page »