Nâzım’dan kalanlar
‘Öteki Defterler’, bir ilk yayım olarak ilgiyle okunuyor. Nâzım’ın yazın alanındaki becerileri okura tekrar anımsatılıyor. Benzersiz bir kitap değil bu. Ama, temaları heyecan yüklü, içli ve o denli de toplumsalcı bir duyarlılığın karşılığı
Nâzım Hikmet, tabii ki, öncelikle bir şair. Ama, bu sanatçının, şiirin dışındaki çeşitli yazın dallarında çok sayıda ürünü olduğu bilinir. Bunların hemen tümü de yayımlanmıştır. Elimize, kısa süre önce öyle bir Nâzım Hikmet kitabı çıktı ki; bu yapıttaki tüm metinler bir ilk olması sebebiyle kaçınılmaz olarak tüm okurlarını heyecanlandırdı. Nâzım’ın İstanbul Tevkifhanesi’nde 1938’de yazdığı defterler Memet Fuat arşivi düzenlenirken, Piraye’ye yazılmış mektupların bulunduğu sandıkta ortaya çıkıyor. Bu ilk kez karşılaşılan, içindekileri hiç yayımlanmamış defterlerde tamamlanmamış roman, hikâye parçaları ve metinler yer almakta. İşin enteresan yanı, Nâzım, bu defterlerde, Piraye’nin ona yazdığı bir mektuptan küçücük bir alıntıyı hep anımsatıyor: ‘Bir defter al, her gün duyduklarını yaz. Eminim ki mektupların kadar güzel olacaktır’. Nâzım da, bu mektup kesitinin ilhamıyla, birkaç defterde birtakım metinler biriktiriyor. Yarım kalmış uzunca bir roman, hikâye ve metinler ayıklanıp, üstüne çalışılıp ve derlenip ilk kez, kısa süre önce yeni bir kitap olarak ortaya çıkıyor: Bu özel metinler, Yapı Kredi Yayınları tarafından, bir kereliğine özel bir tasarımla hazırlanıp yayımlanıyor. Bu yeni Nâzım kitabının adı Öteki Defterler.
Nâzım Hikmet’in bu defterlerdeki metinleri kaleme almasının ilham kaynağı olan, Piraye’nin 5 Mart 1938’de yazdığı mektup, bu kitabın başında tıpkı basımıyla yer alıyor. Bu ilham, şairliği kadar bir yazın insanı olan Nâzım Hikmet’in eldeki dört defterde oldukça uzun, ama yine de tamamlanmamış ‘Orası’ adlı bir roman serüvenini çıkarıyor ortaya. ‘Orası’ adı verilmiş ve ilk kez okurların karşısına çıkan romanın, tam yetmiş yıl önce yazıldığını düşünürsek, okur örneğine az rastlanır bir toplumsalcı özenle kaleme alınmış bu yapıtı heyecanla okuyor. Nâzım’ın şair kimliği, yazdığı metinler üzerinde en azından ‘psikolojik’ bir baskı oluşturduğundan, örneğin romancılığı istisnalar dışında geri planda kalmıştır. İnsan, bu yarım kalmış haliyle ‘Orası’yı okurken, yazarın metne ve dile -üsluba gösterdiği özene şaşkınlıkla bakıyor.
İstanbul Tevkifhanesi’nde yatarken yazdığı bu romanda, söz konusu tevkifhanenin ‘insan manzaraları’yla karşılaşılıyor. Cumhuriyetin bu ilk döneminde hapishane kültürünün, yaşam biçimimin ve bir anlamda bu kurumun yapısındaki toplumsal trajedinin ‘insan’a düşen gölgelerini Nâzım özenle romana taşımış. Her sınıfsal katmandan, çoğu ezilmiş sınıflardan gelen insanların yaşama uğraşını roman boyu gözlemlerken, Hikmet’in kullandığı gündelik dil ve bize bugün çok şaşırtıcı gelen çok sayıda sözcük, yetmiş yıl önceki Türkiye insanının ağız, söylem ve sözcük dünyasını da çarpıcı bir biçimde yansıtmakta. Evet, romanda hakim olan yine Nâzım’ın toplumsalcı duruşu ve ideolojik vizyonu. Garip ama, bu tevkifhane de sanki o günün Türkiye’sinin dışlanmışlarının öne çıktığı bir geniş resimle baş başa kalınıyor. Devlet’in ‘hapishane’de de olsa insana ve özellikle de çocuğa, yoksula ve hastaya-hastalıklı olana karşı ürettiği davranış biçimini tüm trajedisiyle görüyoruz.
Romanda, tevkifhanenin elitleri ‘komünistler’. Onların, hapishanedeki diğer insanlarla olan özenli, mesafeli, saygı gören ilişkileri bir panorama olarak çizilirken, Nâzım’ın da bu ekipteki kişilerden biri olduğu açık. Romanın kendiliğinden bir toplumsalcı, devletle hesaplaşan bir yüzü var. Biz de, her şeye rağmen, bu metni okumaya başlamadan önce, ona şüpheci bir gözle bakıyorduk. Su yüzüne çıkmamasını biraz da Nâzım’ın bir seçimiymiş gibi algılıyorduk. Ama, yapıt, yarım kalmasına rağmen, bizim bugünkü roman algımızla çok örtüşmediği halde, Nâzım’ın dilsel özeni ve çizilen insan manzaraları metinlerde gizil bir çokanlamlılığı da içinde barındırıyor.
Mübadelenin izleri
Bir defterde, bu yarım kalmış romanın ardından, yalnız dört bölümü yazılabilmiş bir metinle daha karşılaşılıyor. Romana yakın bir anlatı bu. ‘Zeytin ve Üzüm Adası’ adlı bu yarım metinse İmroz adasında geçiyor. Rum ve Türklerin bir arada yaşadığı bu adadan insani kesitler anlatılırken de, kaçakçılıktan ticarete yaşamın birçok kesitini işaretleyen kahramanların yanında; bu iki farklı kültürün-toplumun yaşadığı insani ilişkiler, farklı yalnızlıklar, bu ada hayatının, insanının yaşadığı izolasyon metnin kopmaz parçası olarak anlatıda işleniyor. Zeytin, çam, erik, badem, iğde vs. ağaçlarla bu adanın doğasındaki zenginlikle, yaşanan insan ilişkileri, çaresizlikler ve deliren, dışlanan insan manzaraları yine anlatıda yerini alıyor. İlginçtir ki, ‘Orası’ romandaki dışlanmış insan resimleri, tek bir özneyle bu anlatıda da sembolize ediliyor. Eski kaçakçı, sonra da lokantacı olan özürlü Yorgaki’nin bir kaçakçılıkta ölen ortağının oğlu Ahmet oğlu Ali, böyle bir kimliği temsil ediyor. Anası babası belli olmayan, doğma büyüme adalı Salih’in Ankara’ya askere gidişinde yaşadığı şaşkınlıklar ve bunu adalıya anlatışındaki şaşkın incelik ve son cümlede metinsel özen yeni ortaya çıkan bir Nâzım anlatısı olarak, şairin azınlıkları gözlemleyişi ve o yılların mübadele sonrası kalıntılarını da içinde barındırıyor. Adadaki sınıfsal ayrımlar da bu kısacık metinde dikkati çekiyor. Kitabı hazırlayanlar, defterlerin birinden çıkan isimsiz bir metne ‘Bayram’ adını vermişler. Mübadelenin izleri, azınlık kültürünün dönüşümüne koşut bir Yüksek Kaldırım ve Tünel’deki hayat kesiti bu metinde yer alıyor. Bayram, minicik İstanbul hikâye ve tabloları sunuyor okuyana. Örneğin, Yüksek Kaldırım’ı ‘oyuncakçı mağazası’na benzetiyor. Kaldırımdaki tabelalarla, ara sokaklardaki kirli hayatlarla, inanılmaz çeşitli meslek gruplarıyla bu kaldırımdaki hayatın dramatik izdüşümlerine rastlanıyor. Metin, ilk ikisi kadar güçlü değil bizce. Sahaf kültürü, eski kitaplar vs. de yokuşun bir başka manzarası olarak metinde yer alıyor. Değindiğimiz minik İstanbul coğrafyasının biraz hüzünlü tablosu ortaya çıkan. Öykünün içinde yaşanan yılın bir takvim yoluyla 1943 olduğu tespit edilebiliyor. Zaten bu anlatıda geçen olayların da başta söz edildiği gibi 1938 değil, 1940 sonrasını yansıttığı söylenebilir. Kitabın son bölümü olan ‘Piraye’ adlı metinse, Piraye’ye bir mektup gibi yazılan ama pek de mektup olmayan şairin hapishanede, içinden, sevdiğine tüm doğallığıyla yazdığı bir metin. Metne, kitabı hazırlayanların ‘Piraye’ adını vermesi de bundan. Nâzım’ın şiirsel, imge ve sembollerle dolu üslubunun özgün ve özgür bir metne dönüşü ‘Piraye’.
Öteki Defterler, bir ilk yayım olarak ilgiyle okunuyor. Nâzım’ın yazın alanındaki becerileri okura tekrar anımsatılıyor. Benzersiz bir kitap değil bu. Ama, temaları heyecan yüklü, içli ve o denli de toplumsalcı bir duyarlılığın karşılığı. Kitabı, dolayısıyla defterleri, incelikli bir özenle yayıma hazırlayanların çabasını da es geçememek gerek.
DÜZELTME: 19 Eylül 2008 tarihinde, iki hafta önce yayımlanan yazımızda, teknik bir hatadan dolayı önemli bir eksikle karşılaşılmıştır. Üstüne değerlendirme yapılan Bizim Eleştirmenlerimiz adlı kitap, Mehmet Rifat’ın öncülüğünde hazırlansa da, kitap aslında Rifat’ın yanında 14 yazarın da katkılarıyla oluşturulmuştur. Bu yazarların adları bu teknik hata yüzünden yazıda anılamadığı için, bu dipnotta, kitabın diğer yazarlarını da anımsatmayı zorunlu bulduk. Kemal Bek, Sema Rifat, Handan İnci ve Oğuz Cebeci kitabın en önemli emekçileri arasındadır. Ardından gelen Ayşe Ece, Ömer B. Albayrak, Necmiye Alpay, Gülce Başer, Eray Canberk, İnan Çetin, Osman Kahraman, Orhan Kahyaoğlu, Öncel Naldemirci ve Duygu Tekgül’de özenli katkılarıyla Bizim Eleştirmenlerimiz kitabının yaratıcıları arasındadırlar. Bu teknik hata yüzünden, tüm yazarlardan özür dileriz.
ÖTEKİ DEFTERLER
Nâzım Hikmet Yapı Kredi Yayınları 2008 152 sayfa 20 YTL.
Radikal Kitap
yalcın demiş ki,
Kasım 6, 2008 2:13 pm
trrrrum,
trrrrum,
trrrrum!
trak tiki tak!
makinalaşmak istiyorum!
beynimden, etimden, iskeletimden geliyor bu!
her dinamoyu
altıma almak için çıldırıyorum!
tükrüklü dilim bakır telleri yalıyor,
damarlarımda kovalıyor
oto-direzinler lokomotifleri!
YORUMSUZ COK KOCAMAN BÜYÜK ŞAİRİMİZİN IŞIKLI ANISINA