İnternet Sansürünü Aşma Kılavuzu

Ağustos 17, 2008 at 10:37 am (Güncel Mevzular) ()

Türk Telekom mahkemenin birkaç sayfa için verdiği karar sonucu, milyonlarca kullanıcısı olan youtube, wordpress gibi sitelerin tamamına erişimi engelliyor. Bu açık hak ihlalinden kurtulmanın kolay yolları var.

BİA Haber Merkezi – İstanbul

22 Ocak 2008, Salı

Youtube'a erişim engellendi.Mahkemeler, birkaç sayfasının “zararlı” ya da”yasadışı” olduğuna hükmettikleri, bütün dünyada milyonlarca kişininkullandığı İnternet sitelerinin tamamına erişimi engelleme kararı veriyor.Bunun en son örneği video paylaşım sitesi Youtube. Yine milyonlarca kişinin kullandığıkişisel günlüklerden oluşan WordPress ağına Ağustos 2007′den beri Türkiye’den ulaşılamıyor. Hatta WordPress, rahat ulaşılabilsin diye wordprexy adresini de kullanıma soktu. Ama Türk Telekom buna erişimi de engelledi. Yazının devamını oku »

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Anti-Militarizm ; Savaş Karşıtlığı

Ağustos 17, 2008 at 8:29 am (Felsefe) (, , )

Anti-Militarizm ; Savaş Karşıtlığı….

Militarizme, militarizmin dayandığı egemenlikler sistemine karşı bir özgürlük savunusu olan anti militarizm, aynı zamanda tutarlı bir savaş karşıtlığıdır. Savaş araçlarının üretim ve transferine, nükleer-kitle imha silahlarına, uzayın askerileştirilmesine, askeri organizasyon ve yapılanmalardaki stratejilerin, “terör” gerekçesiyle, “sivil” hayatı daha çok içeren ve tehlikeli hale getiren değişimine, askeri sanayinin “sivilleşmesine ya da ekonomik yapının askerileştirilmesine dikkat çeker. Anti militarizm, belirli savaşların değil, savaşın karşıtlığıdır. Dolayısıyla ilkeleri vardır.

Nedeni ya da gerekçesi ne olursa olsun, politikanın bir yöntemi olarak savaşı olumsuzlar. Savaşı, haklı-haksız diye kategorilere ayırmadan reddeder. Bu reddediş, sınıfsal, cinsel, kültürel çıkarlar nedeniyle değil, ahlaki ve politik nedenlerle alınan bir tavırdır. Dolayısıyla, anti militarist, politik tutum olarak savaşmadığı gibi, öldürmeyi öğrenmeyi, askere gitmeyi, orduya ve yan kuruluşlarına hizmet etmeyi de reddeder. Vicdani ret tavrı, savaşın bir unsuru olmanın reddedilmesi nedeniyle, savaş karşıtı çizginin bir gereği ve mesajıdır.

Anti militarizm, askeri aygıtların, askeri uygulama ve politikaların yanında, militarizmin zihniyetine, yapısına, yöntemlerine, işleyişine, politikalarına ve toplumsal-siyasal dayanaklarına karşı çıkan politik bir duruştur. Yazının devamını oku »

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Wilhelm Reich: Dinle Küçük Adam

Ağustos 16, 2008 at 3:15 pm (Edebiyat) (, )

Sana kendi içimdeki küçük adamı anlatmakla işe başlayacağım…

Demek ki, büyük adam, ne zaman ve hangi alanda küçük adam olduğunu bilir. Küçük adam, küçük olduğunu bilmez ve bunu bilmekten korkar. Kendi küçüklüğünü ve yetersizliğini, başkalarının gücü ve büyüklüğünün kendisinde uyandırdığı güç ve büyüklük görüntüleriyle örter.

Büyük genaralleriyle övünmektedir, ama kendisiyle övünmez. Kendisinde varolan düşünceye değil, kendi aklına gelmeyen düşünceye hayrandır. En az anladığı şeylere en çok inanır ve kolayca anladığı fikirlerin doğru olduğunu kabul etmez. Yazının devamını oku »

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Voltaire: Eflâtun’un Rüyası

Ağustos 16, 2008 at 3:12 pm (Edebiyat) ()

Eflâtun çok rüya görürdü; o zamandan beri de daha az rüya görmüş değiliz. Eflâtun insan yaradılışının eskiden ikiz olduğunu; işlediği günahların cezası olarak da erkek, dişi diye ikiye ayrıldığını düşünmüş.

Eflâtun matematikte yalnız beş muntazam cisim olduğu için, ancak beş mükemmel dünya olabileceğini ispat etmişti. Onun Devlet’i de büyük rüyalarından biri oldu. Bundan başka uykunun uykusuzluktan, uykusuzluğun da uykudan geldiğini, insanın ayın tutulmasına, bir su havuzundan başka bir yerde bakarsa kör olacağını da rüyasında görmüştü. O zamanlar, rüya görmek, insana büyük bir ün kazandırırdı. Yazının devamını oku »

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Theodor Adorno: Minima Moralia’dan Seçmeler

Ağustos 16, 2008 at 3:10 pm (Felsefe) ()

Allah sizden razı olsun Doktor Bey. Zararsız hiçbir şey kalmadı. Küçük zevkler, düşünme yükümlülüğünden vareste tutulduğunu sandığımız bütün o yaşam belirtileri, artık yalnız dikkafalı bir bönlüğü, inatçı bir körlüğü yansıtmakla kalmıyor, kendi karşıtlarına da hizmet ediyorlar.

Çiçeklerin üzerine düşen şiddet gölgesi görülmediği anda bahar dalı bile yalana dönüşür; “ne kadar hoş!” gibi masum bir ünlem bile mide bulandıracak kadar nahoş bir varoluşun mazereti olur.

Artık güzellik ve avunu yoktur – korkunç olanı gören, ona dayanabilen ve olumsuzluğun avunusuz bilinci içinde yine de daha iyi bir dünya olasılığına bağlı kalan bakıştan başka. Bütün doğal, kendiliğinden davranışlardan, her türlü tezcanlılıktan kuşkulanmak gerekir,çünkü varolanın daha üstün gücü karşısında fazlaca bükülgen bir tavır anlamına gelir bu. Yazının devamını oku »

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Theodor Adorno: Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken

Ağustos 16, 2008 at 3:09 pm (Felsefe) ()

Kültür endüstrisi terimi yanılmıyorsam ilk defa 1947′de, Amsterdam’da Horkheimer’la birlikte yayımladığımız Aydınlanmanın Diyalektiği’nde kullanıldı.

Müsveddelerde “kitle kültürü” terimini kullanmıştık. Fakat daha sonra, yandaşlarının işine gelecek yorumları dışarıda bırakmak amacıyla kitle kültürü yerine “kültür endüstrisi” terimini kullanmayı uygun bulduk; ne de olsa onun, kitlelerden kendiliğinden çıkan bir kültür sorunu olduğunu ortaya atabilirler, onu popüler sanatın çağdaş formu sayabilirlerdi ki bu ikincisinin kültür endüstrisinden kesin olarak ayırt edilmesi gerekir. Kültür endüstrisi eski olanla tanıdık olanı yeni bir nitelikte birleştirir. Yazının devamını oku »

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Susanna Tamaro: Bir hayal görüyorum

Ağustos 16, 2008 at 3:05 pm (Edebiyat) ()

„ Gecenin bir yarısı uyanıyorum ve yatağımın başucunda oturan bir peri görüyorum. Ondan bir virüs diliyorum: Televizyon virüsünü…“

Aslında hayal görmek mizacıma uygun bir eylem değildir. Çünkü tabiat olarak kötümserim ve daha çok gerçeğe odaklanırım.

Okul yıllarımda kız arkadaşlarım gökkuşağı, efsanevi kahramanlar ve beyaz atlı prensler çizerlerken, ben bir böceğin ayaklarını sayıyor, o çenesinin kudretinden, yaşam için yaratilmis o vahşi donanımlarından dehşete düşüyordum.

Ölümü düşünüyordum mesela, ve birazda başka şeyleri…

Bu yüzden bir şeyi tasavvur ederken töhmet altında kalmaktan kendimi alamıyordum. -hala öyleyimdir-

Bugün bile hayallerimi sıkıcı buluyorum.

Üşüyorsam eğer, kuzeykutbunda mayolu bir şekilde hayal ederim kendimi.

Acıkmışsam eğer terkedilmiş, aşçısı ve garsonu olmayan bir lokantayı tahayyül ederim. Yazının devamını oku »

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Montaigne: YASALAR ÜSTÜNE

Ağustos 16, 2008 at 3:04 pm (Felsefe) ()

Yasalar doğru oldukları için değil yasa oldukları için yürürlükte kalırlar. Kendilerini dinletmeleri akıl dışı bir güçten gelir, başka bir şeyden değil. Mistik olmak işlerine gelir. Yasa koyanlar da çok kez budala, ya da eşitlik korkusuyla haksızlığa düşen kimselerdir. Nasıl olursa olsunlar, insandırlar sonunda, her yaptıkları şey ister istemez sudan ve değişkendir.

Yasalardan daha çok, daha ağır, daha geniş haksızlıklara yol açan ne vardır? (Kitap 3, bölüm 13)

Bir filozofu çiftleşirken yakalayıp, ne yapıyorsun diye sormuşlar: Bir insan ekiyorum diye cevap vermiş serinkanlılıkla ve hiç utanmadan. Sarmısak ekerken görülmekle bu işi yaparken görülmek arasında ayrım yokmuş onun için. (Kitap 2, bölüm 12)

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Milan Kundera: Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği

Ağustos 16, 2008 at 2:51 pm (Edebiyat) (, )

AĞIRLIK VE HAFİFLİK

Tereza, Tomas’ı beklenmedik bir zamanda Prag’da ziyarete geldiğinde Tomas, Birinci Bölüm’de söylediğim gibi, onunla hemen o gün, daha doğrusu o saat sevişti ama ardından Tereza birdenbire ateşlendi. Tereza yatakta yatar, Tomas onun başucunda ayakta beklerken Tomas birden önüne geçemediği bir duyguya kapıldı; Tereza sazdan sepete konulup, nehir aşağı bırakılarak kendisine yollanmış bir çocuktu.

Terk edilmiş çocuk imgesi giderek Tomas’ın çok sevdiği bir şey oldu ve Tomas sık sık içinde bu imgenin yer aldığı eski efsaneler üzerine düşünmeye başladı. Sofokles’in Oedipus’unun çevirisine el atarken de aklında bu vardı anlaşılan. Yazının devamını oku »

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Michel Foucault: Don Quijote

Ağustos 16, 2008 at 2:50 pm (Edebiyat) ()

Don Quijote”nin maceraları, yolları ve dolambaçlarıyla, sınırı çizmektedir: eski benzerlikler ve işaretler oyunları onda sona ermektedirler; yeni ilişkiler daha şimdiden burada kurulmaktadırlar.

Don Quijote deli bozuk biri olmaktan çok, benzerliğin bütün işaretleri önünde mola veren özenli bir hacıdır. O, Aynı”nın kahramanıdır. Tıpkı dar ve küçük taşrasından olduğu gibi, Benzer”in etrafında yayılan bildik düzlükten de uzaklaşmayı başaramamaktadır. Farklılığın net sınırlarını asla aşamadan, ne de kimliğin kalbine ulaşamadan buraları sonsuza kadar kat etmektedir.

Oysa, kendi de bizzat işaretlerin benzerliğinde yer almaktadır. Bir harf gibi uzun bir çizgi olarak, kitapların esnetmesinden kaçmış bulunmaktadır. Bütün varlığı, dil, metin basılı kağıt, daha önce yazılmış öyküden başka bir şey değildir. Aralarında kesişen kelimelerden meydana getirilmiştir; o, dünyada şeylerin benzerliği arasında başıboş dolaşan yazıdır. Yazının devamını oku »

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

« Previous page · Next page »