Bukowski ve bir şeyler üzerine..

Ağustos 17, 2008 at 2:23 pm (Edebiyat)

BARLAR ÜZERİNE:
Barlara pek gitmiyorum artık. Sistemimden çıkardım onları. Şimdi bir bara girdiğimde öğürüyorum, O kadar çok bar gördüm ki, yetti bana -gençken yapılacak iştir bara gitmek, biliyor musun, bir hatun kaldırmaya çalışmak, birileriyle dövüşmek filan, bütün o maço saçmalık – benim yaşımda yapılacak iş değil. Barlara işemek için giriyorum artık. Yıllarımı geçirdim barlarda. Bara girip kusmak için doğru helaya giderdim, oraya varmıştı iş.

ALKOL ÜZERİNE:
Alkol bu dünyaya gelmiş en muhteşem şeylerden biri muhtemelen -beni saymazsak tabii ki. Evet… bu dünyaya gelmiş en muhteşem iki şeyi saptadık. İşte… iyi anlaşırız ben ve alkol. Çoğu insan için yıkıcıdır. Ben onlardan biri değilim. En yaratıcı yazılarımı sarhoşken yazmışımdır. Kadınlarla bile, ben biraz çekingenimdir sevişme konusunda, bu yüzden alkol bana cinsel olarak daha özgür olma olanağı tanımıştır. Alkol özgürlüktür benim için, çünkü ben esas olarak içine kapanık, mahcup biriyim, oysa alkol bana bir kahraman olma, pervasızca işler yapıp uzay ve mekanda uzun adımlarla yürüme fırsatı tanır… bu yüzden seviyorum… evet.

SİGARA İÇMEK ÜZERİNE:
Seviyorum sigara içmeyi. Duman ve alkol birbirlerini dengeliyor. Eskiden deli gibi içtikten sonra uyanırdım ve ellerim nikotinden sapsarı olurdu, eldiven gibi… kahverengi nerdeyse… içimden, ” Hasiktir… ciğerlerim ne haldedir kim bilir? Aman Allahım!” diye geçirirdim.

DÖVÜŞMEK ÜZERİNE:
En iyisi kimsenin döveceğini tahmin etmediği birini dövmektir. Öyle biriyle kapıştım bir keresinde, bana kafa tutup duruyordu. “Tamam lan, gel bakalım,” dedim. Fos çıktı herif -hiç zorlanmadan marizledim. Yerde öylece yatıyordu. Burnu kan içinde filan. Şöyle dedi bana: “Hay Allah, o kadar ağır hareket eden birisin ki seni kolaylıkla pataklarım sanmıştım. Ama dövüş başlayınca ellerini göremedim, o ne hızdı öyle. Ne oldu?” Ben de, “Bilmiyorum, moruk, bu iş böyledir,” dedim. Saklarsın. O an için saklarsın. Yazının devamını oku »

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Filozofların Ölümü

Ağustos 17, 2008 at 2:19 pm (Felsefe) ()


Pierre Louis Dumesnil
Descartes İsveç Kraliçesi Christina’ya ders verirken
Filozofların hayatları için bu kadar yeter. Epikurosçulara göre ölüm bizim için hiçbir şeydir – bu görüşe rağmen çalışmanın bütünlüğü açısından aşağıdaki tuhaf felsefi ölüm listesini veriyoruz.

EMPEDOKLES‘in ölümü hakkında iki görüş vardır. Birine göre kırık bir bacak nedeniyle öldü, diğerine göre bir tanrı olduğunu kanıtlamak için Etne yanardağının kraterine atladı. Bunun nasıl bir kanıt oluşturacağı ise kayıtlı değil.

HERAKLİTUS, insanlardan nefret ettiği için dağ başına kaçtı ve burada ot ve sebzeyle beslenmekten vücudu su topladı. Doktorlar bu durumun tedavi edilemez olduğunu söyleyince kendi tedavisini kendisi yapmya kalkışıp bütün vücudunu baştan aşağı gübreyle kapladı ve açık havaya çıktı (belki de kimsenin onu evine alamayacağı için). Tarihçi Diogenes Laertius’a göre, “üzerindeki gübreyi temizleyemedi ve böyle tanınmaz halde köpekler tarafından parçalandı”. Köpekler tanısaydı belki de yapmazlardı. Yazının devamını oku »

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Ölerek yaşamın onurunu korumak;Sokrates’in savunması

Ağustos 17, 2008 at 2:18 pm (Felsefe) ()

Siz Atina erkekleri, belki de sözlerimin yeterli olmadığını; sizleri ikna edebileceğim sözlerden imtina edişimin davayı kaybetmeme yol açtığını düşünüyorsunuz. Hiç de öyle değil.

Bir yoksunluktan ötürü yenildim, ama bu sözlerin yetersizliği değil, arsızlığın, küstahlığın ve terbizyesizliğin yetersizliğiydi ve ağlayarak, sızlayarak, yakınarak, şikayet ederek ve başka bir çok şey yaparak,onuruma yakışmadığını inandığım şeyleri söyleyerek başkalarından duymaya alışkın olduğunuz, duymaktan hoşlanacağınız şeyleri dile getirmeye razı olmayışımdan ötürü oluşan eksiklikti.

Ayrıca ne daha önce durumumun vehametine bakıp özgür bir erkeğe yakışamayacak şekilde davranmam gerektiğine inandım, ne de şimdi kendimi böyle savunmuş olmaktan pişmanlık duyuyorum; bu tarz savunmayla ölümüme yol açmayı, öteki tarz savunmayla yaşamaya yeğ tutuyorum. Yazının devamını oku »

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Noviembre – Kasım

Ağustos 17, 2008 at 2:16 pm (Sinema) (, )

Yönetmen: Achero Mañas
Senaryo: Chero Mañas, Federico Mañas
Görüntü yönetmeni: Juan Carlos Gómez
Müzik: Eduardo Arbide
Tür: Kara Komedi, Dram
Yapım: İspanya 2003 104 dakika (Renkli)
Dil: İspanyolca

Oyuncular
Óscar Jaenada … Alfredo
Ingrid Rubio … Lucía
Javier Ríos … Juan
Juan Díaz … Daniel
Adriana Domínguez … Alicia
Jordi Padrosa … Imanol
Núria Gago … Helena
Juanma Rodríguez … Pedro
Héctor Alterio … Yuta
Paloma Lorena … Lucía
Angel Facio … Juan
Juan Margallo … Daniel
Amparo Valle … Alicia
Fernando Conde … Imanol
Amparo Baró … Helena

Dünyayı değiştirmeyi denemek için yola çıkan bir gurup gencin bu amaçlarını gerçekleştirmek yolunda seçtikleri silahları olan sanatın – ki sanatın gücü bu yolda onlar için sadece bir basamaktır- günümüzdeki tekdüzeliğine ve kalıplarına sıkıştırılmasına getirilen bir eleştiri sunuyor Noviembre.
Oyunculuk ideallerini gerçekleştirmek için Madrid’e gelen Alfredo, büyük şevk ile başladığı konservatuarı, basmakalıp yöntemlere dayalı eğitimi ve sanat üzerindeki sınırlayıcı yapısı yüzünden yarıda bırakarak arkadaşları ile sokaklardaki özgürlüğü tercih eder. Sıra dışı oyunlarını kalabalık metro ve caddelerde sergileyerek seyirciyle iç içe olmayı ve sınırsız kitlelere ulaşmayı amaçlarlar. Ne var ki mevcut toplum düzeni de yarıda bıraktıkları konservatuar ve tiyatro sahneleri gibi basmakalıp ve kısıtlayıcı yasalarla ve tepkisiz insanlarla kuşatılmıştır. Günümüzde tiyatro ve sanat, leş kokan kurul odaları, sanatçı ise maaşlı çalışan devlet memurudur. Rahata düşkünlük, bürokrasi, ticarete karşı sanat, insanlara yaşadıklarını hissettirebilir, insanın ruhuna erişerek topluma şuur getirir. O, her türlü ırk, din, dil ve cinsiyetten bağımsız bir silahtır.
Ekibin çingene, dilenci, sakat, ama rolleri oynarken kendilerine yardım etmek, sadaka vermek isteyen insanlara tepkilerini tebessümle izlerken sarsıcı bir final ile karşılaşacaksınız:
“Dünyayı değiştirmek istemiştik, başaramadık. Şimdi ise dünyanın beni değiştirme engellemek için direniyorum.”

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Herşey Akar, Hiç Bir şey Durmaz

Ağustos 17, 2008 at 2:14 pm (Felsefe) ()

Her şey sürekli bir hareket halindedir, nötrinolardan süper-kümelere kadar. Yerin kendisi, güneşin etrafında yılda bir kez ve kendi etrafında günde bir kez dönmek suretiyle sürekli hareket halindedir. Güneş de kendi etrafında 26 günde bir kez dönmekte ve galaksimizdeki diğer yıldızlarla birlikte 230 milyon yılda galaksiyi dolaşmaktadır. Daha büyük yapıların (galaksi kümelerinin) da bir tür büyük dönme hareketi yapıyor olmaları muhtemeldir. Bu, atomların değişen hızlarla birbiri etrafında dönen molekülleri oluşturduğu atomik seviyeye varıncaya değin, maddenin bir karakteristiği olarak görünmektedir. Atomun içinde de elektronlar* çekirdeğin etrafında çok büyük hızlarla dönmektedirler.

Elektronun iç spin olarak bilinen bir özelliği vardır. Buna göre o adeta kendi ekseni etrafında sabit bir hızla dönmekte ve elektron o haliyle ortadan kaldırılmadıkça durdurulamamakta ya da değiştirilememektedir. Eğer elektronun spini arttırılırsa, özelliklerini öyle keskin biçimde değiştirir ki, tamamen farklı bir parçacık üreterek nitel bir değişime yol açar. Açısal momentum olarak bilinen nicelik –dönen bir sistemin kütle, büyüklük ve hızının bileşik bir ölçüsü– elementer parçacıkların spinlerini ölçmek için kullanılmaktadır. Spinin kuantalaşması ilkesi atomaltı düzeyde temeldir, ama makroskobik dünyada da mevcuttur. Ne var ki, etkisi o kadar sonsuz ölçüde küçüktür ki, kaale alınmaz. Atomaltı parçacıklar dünyası, hiçbir şeyin asla kendisi olarak kalmadığı sürekli bir hareket ve uyarılmışlık durumundadır. Parçacıklar sürekli olarak karşıtlarına dönüşmekte, öyle ki, zamanın verili herhangi bir anında onların özdeşliğini iddia etmek bile imkânsız olmaktadır. Nötronlar protonlara, protonlar da nötronlara duraksamasız bir kimlik değiş-tokuşuyla dönüşmektedirler.* Yazının devamını oku »

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Kafadaki Kaçıklık

Ağustos 17, 2008 at 2:06 pm (Felsefe) (, )

Sen kaçıksın be adam! Kafasında büyük şeyler ve tanrılar dünyası kuran ve kurduklarına da inanan sen, hayaletler ülkesi kurup kendini onlara karşı vazifelendiriyorsun, oysa o, sana el sallayan bir idealdir.
Senin saplantın var!

Tımarhanedeki zavallı bir delinin, Tanrı baba olduğu ya da Japonyanın kralı, kutsal tin ve benzeri olduğu kuruntusuna düşmesiyle, huzur içinde yaşayan bir vatandaşın, iyi bir hıristiyan, dinci bir protestan, sadık bir vatandaş, erdemli bir insan ve benzeri olmasını kendi kaderi olduğunu sanması – bir ve aynı “saplantıdır”. İyi bir hıristiyan, dinci protestan ve erdemli insan ve benzeri olmamaya kalkışamayan ya da çalışamayan kişi, dindarlığın ve erdemliğin esiri ve kölesidir.

Evet, tüm dünyada hayalet kol geziyor!

Seninle beslenen kalbim, doyuma ulaşan gereksinimlerim ve seni sevdiğim için üstüne pervane oluyorsam, bu herhangi bir üstün varlık adına yapılmamaktadır, ki sen bunun kutsallaşmış bedenisin, ve seni bir hayalet olarak ya da görünüşteki bir tin olarak gördüğümden de değil, bizzat egoist hazzımdan dolayı: sen özün itibariyle benim için değerlisin, çünkü senin varlığın üstün varlık değildir, senden üstün ve senden genel de değildir. O biriciktir, senin gibi, çünkü sen biriciksin. Yazının devamını oku »

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Tavşan Besleyene Kılavuz

Ağustos 17, 2008 at 2:05 pm (Felsefe) (, )

1.
Tavşan besleyen,
havuç da yetiştirmelidir.

2.
Tavşan besleyen,
evinde attığı her adıma da
dikkat etmelidir ——
tavşan, kendisine havuç verenin
ayaklarını tanır; zıplaya zıplaya,
geliverir…

3.
Tavşan besleyen,
evdeki bitkilerini de emniyete almalıdır —
hatta, kağıtlarını ve kitaplarını ve espadrillerini
ve halılarının püsküllerini ve yırtık blue-jean’lerinin
açıkta kalmış ipliklerini bile —— tavşan,
kemirebileceği herşeyi kemirir.

4.
Tavşan besleyen,
pazardan, maydanozu beşli demetlerle;
pancarları ve turpları, sapları;
kıvırcık ve marulları da, dış yaprakları
kesilip atılmadan almalıdır.

5.
Tavşan besleyen,
meyve ve sebzeleri —örneğin armutları
ve patatesleri— soyar ve ayıklarken,
olağan durumlarda olduğundan daha müsrif davranmayı da
öğrenmelidir —— tavşan besleyen için kendi yiyemeyeceği
ya da yemediği bitki kabukları, sapları, kökleri,
‘çöp’ değildir, artık…

6.
Tavşan besleyen,
evinin içindeki bütün geliş-gidişlerini,
gerçi hiçbir yargıda bulunmadan, izleyen;
ama, sürekli üzerinde tuttuğu gözüyle
çok temel bir talepte bulunan, bir canlı ile birlikte yaşamayı
—— onun varlık talebini
hesaba katmayı da, öğrenmelidir.

7.
Tavşan besleyen,
arada bir, iç çamaşırlarına dek
—pekâlâ : kokusuzca; ama, sıcak sıcak
ve yapış yapış…— ıslatılmayı da göze almalıdır ——
ya da, gecenin bir vakti, yatağında, koynunda,
kıpır kıpır bir canlı bulmayı…

8.
Tavşan besleyen,
ortalık fazlaca uzun bir süre hareketsiz kaldığında,
hemen şüphelenmelidir :
ya halıların püskülleri, ya balkondaki bitkiler,
ya da kurumaları için kitap yığınlarının üstüne,
gazete kağıtlarına serdiği kereviz yaprakları,
tehlikededir. Yazının devamını oku »

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Çirkin kadın yoktur, az alkol vardır!

Ağustos 17, 2008 at 1:59 pm (Güncel Mevzular) (, )

‘İçelim, güzelleşelim’ bilimsel olarak kanıtlandı. Alkol alanlar karşısındakini daha alımlı görüyor

ANKARA – İngiltere’de yapılan bir araştırma, alkol alanların karşılarındakini daha alımlı ve çekici görmeye başlamalarının bir gerçek olduğunu kanıtladı.
“Alcohol and Alcoholism” adlı bilimsel dergide yayımlanan araştırmada, şaşırtıcı bir şekilde, alkol alanların sadece karşı cinsi değil, hemcinslerini de daha çekici görmeye başladıkları ortaya çıktı.
Araştırmada, 84 heteroseksüel üniversite öğrencisinin bir bölümüne alkolsüz kokteyl, bir bölümüne bir büyük bardak şarap veya yarım litre biradaki alkole eşdeğer votkalı kokteyl veren bilim adamları, 15 dakika sonra deneklere 40 başka kız ve erkek üniversitelinin fotoğraflarını gösterdiler.
Araştırmayı yapan ekibin başındaki Bristol Üniversitesi deneysel psikoloji bölümünden Marcus Munafo, alkol alan kız ve erkek üniversitelilerin gösterilen fotoğraflardaki yüzleri daha güzel ve çekici bulduklarını belirterek, “Alkol alan deneklerin fotoğraflardakileri çekici bulma oranları yüzde 10 yüksek çıktı” dedi.
Deneklerden kendi duygusal ve ruhsal durumlarını da değerlendirmelerini istediklerini ve bunun sonucunda alkol alan ve almayan grup arasında bir fark tespit edilmediğini söyleyen Munafo, gözlemlenen etkinin deneklerin haleti ruhiyesinden değil, alkolden kaynaklandığını belirlediklerini kaydetti.
Alkolün sadece karşı cins için değil, hemcinsler için de çekici bir etki yarattığını görmenin kendileri için şaşırtıcı olduğunu kaydeden Munafo, “Alkol genellikle etrafımızdaki şeyleri daha hoş görmemizi sağlar, ancak bar gibi sosyal ortamlarda karşı cinsin yüzü hedef olabilir” diye konuştu.
Bu etkinin bu kadar az oranda alkolle bile görülmesine işaret eden bilim adamları, benzer bir araştırmayı barlarda yaparak bunun sosyal ipuçlarını elde etmeyi amaçlıyorlar. (aa)

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Chuck Berry konseri, 9 Kasım’a ertelendi

Ağustos 17, 2008 at 1:55 pm (Müzik) (, , )

Chuck Berry konseri, 9 Kasım'a ertelendi

82 yaşındaki sanatçı, 15 Ağustos’ta Parkorman’da sahne alacaktı.

“Rock and Roll”un yaşayan en büyük efsanelerinden Chuck Berry’nin 15 Ağustos’ta İstanbul’da vereceği konser, sanatçının sağlık sorunları nedeniyle 9 Kasım’a ertelendi

İSTANBUL – “Rock and Roll”un yaşayan en büyük efsanelerinden biri kabul edilen Chuck Berry’nin İstanbul’da vereceği konser, 9 Kasım’a ertelendi.

Konuya ilişkin yapılan açıklamada, konserin, sanatçının sağlık sorunları nedeniyle ertelendiği belirtildi.

“Rock and Roll”un dünyanın önde gelen müzik akımı ve yaşam biçimi olmasını sağlayan 82 yaşındaki Chuck Berry, 15 Ağustos’ta Parkorman’da sahne alacaktı. (aa)

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

‘Dövüş Kulübü’nü sevenler, dikkat!

Ağustos 17, 2008 at 1:52 pm (Edebiyat) ()

Kitaplarını okuyan psikopat sanır ama…

Kitaplarını okuyan psikopat sanır ama...

‘Dövüş Kulübü’, ‘Tıkanma’ gibi sert romanların yazarı Chuck Palahniuk, aslında partilerde bir köşeye çekiliveren sıkılgan bir insan olduğunu söylüyor. Yine de edebiyat etkinliklerinde çeşitli çılgınlıklar yapıp odakta kalmayı seviyor


LOCARNO – İsviçre’de bunaltıcı bir Locarno sabahı. Ünlü ‘Dövüş Kulübü’nün ünlü yazarı Chuck Palahniuk bir gün önce yaptığı korkunç uçuşu anlatıyor neşeyle. “Hidrolikler bozuldu. Tam inişe geçiyorduk ki bir anda alarmlar çalmaya başladı. Zürih’e geri uçup oraya iniş yapmak zorunda kaldık. İniş çok zor oldu. Ondan sonrası da zaten tam bir kaostu.”
Amerika’nın en ünlü ve en tartışmalı yazarlarından biri değilken Palahniuk Freightliner’da dizel tamircisiymiş. İsviçre’nin küçük yolcu uçaklarının hidroliklerinden bahsederken neden bahsettiğini bildiği hissini veriyor. Yazının devamını oku »

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Next page »